Sustuklarım parça parça alıyor elimden hayatımı...


Çoğu kez kafamın içinde dinmek bilmeyen fırtınalar sürüyordu. Bu seferki onlardan biri gibi görünse de değidli. Farklıydı, büyüktü, sessizdi ve en kötüsü de acıydı... beynimle birlikte bedenimi de ele geçirmişti sanki; bu bir sonun başlangıcı olamazdı bu sefer, bu bir sondu devamı gelmeyecek bir sondu, ilerisinde umut barındırmayan, uçurum ama denize açılmayan bir sondu işte. Sonlara aşina olan gözlerim bildiklerini uygulamaya başlamışken kalbimin çığlıklarını duyuyordum, ritmi bozmuştu korkuyordu belliydi ama elleri bağlydı, bir boşluğa yaslanacaktı ama düşüp karanlığın hiçliğinde kaybolmakla orda kalmak arasında bekliyordu.  Iki seçeneği olabilirdi ama birinin etksi yoktu, kalabilirdi de ya içindekiler sustukları onu rahat bırakacakmıydı? Ona iyi davranıp bi köşeye çekileceklermiydi? Sanmıyorum... siyahtan kaçabilirdi bedenim ama hayatım sustuklarımın elindeydi. Hayatımı parça parça sürükleyip alıyordu, korkup yaslanadığım boşluğa birer birer atıyordu... Seyretmekle yetiniyordum yalnızca, yok olmamın filmi vizyona girmişti şimdi. İçime attıklarım ihanet etmişti, korkuğum şeye sarılmışlardı, beni yok sayarak kendi bildiklerini yapmışlardı. Ben onları gizlemeye çalışırken kendimi ele vermiştim. Düşünemediğim minik ayrıntılar uçurumum olmuş oraya doğru yol alıyordum, durmak fiilinin burda yok sayıldığı bir vakitti... ve son parça, ruhumda gidince geriye hiçlikten başka bir şey kalmayacaktı. Yalnızca hiçlik... bir zamanlar dolup taşmaya yüz tutmuş bedenim, her yerinde çizikler olan hayatım, ve ben... veda vakti susup sessizliğe boğduklarımla olacaktı. Gitme vakti, benden toz zerresi dahi kalmayana kadar izlenecek bir senaryoyla geriye doğru atılan çaresiz bakışlar, uçurumun kenarında kalan bir boşluk, parça parça da olsa tamamı yok olan bir hayat... 

Güneşin Ecelinden...

 


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.